Van’ın Güzel Ruhlu İnsanları ( Delileri / Meczupları )

Van‘ın Güzel Ruhlu İnsanları ( Delileri / Meczupları )

Her birinin ayrı bir trajik hikayesi olup Van’ın Kent Hafızasında önemli yerleri olan ve ‘Güzel Ruhlu İnsanlar’ olarak andığımız, Van’ın unutulmaz ve efsane meczuplarını /delilerini sizler için derledik…

Vanlıların Müdür Amcası (Bahri Yıldızbaş) ‘nın kaleminden Van’ın Güzel Ruhlu İnsanları;

Selahaddin Gardaş Kimdir ? Hayat Hikayesi Nedir ?

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. 


Menzilin yokluk olsun. 


İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. 


Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. 


Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. 


Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “bırak kendini, koy gitsin!”


Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. 


Ne varsa harap bir kalpte var!
Tebriz-i

Ne varsa; Seleddin’in şapkasının altında var.Sen ha topla ve bilgelik tasla.O elbiselerin hazinesini bulmak için neler vermezsin.


Tekel binasını sahiplenmemişti sadece.Tüm çocukları ve gençleri koruyordu yoldan geçerken.
HİÇ olduğunu,her şeyin bir gün HİÇ olacağını biliyordu bakarken yüzümüze.


Bakışlarımıza,duruşumuza,tedirginliğimize,cimriliğimize,nankörlüğümüze,bonkörlüğümüze gülücükleriyle pedegojik cevap veriyordu, haykırırcasına.


Kimin kim olduğunu, delileri, Veli’leri, acizleri, korkakları ve ondan korkarak kaçanları tanıyordu.


Cimrilerden, korkaklardan ve sevimsizlerden, para verselerde almıyordu.


Meydandaki dükkandan her gün vakıflar bankasına gidip gelirken bakışlarla sohbet ederdi benimle. Saatini bilirdi herkesin,çok severdim rahmetliyi.O da her gelişimde gülerdi yüzüme.Bir gün avucuna para bırakırken,diğer avucumun içine bir şey bıraktı ve avucumu kapattı.O andaki heyecan ve mutluluğumu,hayatım boyunca unutmayacağım.


Koşar gibi uzaklaşıp,avucumun içini açtığımda;gri bir taşa şekil vermeye çalışarak,parlatmış ve kolye gibi yapmıştı.Uzun süre sakladım ve maalesef kaybettim.


Ben HİÇ olmayı tercih ettiğimden, kaybettim demeyi tercih ediyorum.


Yer değiştirttiler o taşa demek isterken,iğrenç bir yüz görüyorum.


Mekanın cennet olsun SELEDDİN…

Bayram (Bayro)

Van’in sevgili BAYRO su.

Belden aşağısı yoktu altına bağladığı kamyon iç lastiği ile elleri üzerinde sürünerek kaldırımlara da dolaşırdı.

Daime güler yüzlü ve hayat dolu bir insandı hep esnaflara takılır şakalaşırdı.

Tanımadığı bilmediği kimse yoktu kimseden de para istemezdi.

Acıktığında yiyecek bir şeyler isterdi.

Fotoğraf 1969-70 yılları. Bayro’ya verdiğimiz karpuzu yiyerken.

Evet Allah rahmet eylesin rahmetli İsmet Yörük abinin dükkanının yanında dururdu yaz kış demeden haydar alan Bey çok takılırdı kendisine.

Ben çocuktum, o zamanlar hep bir samimi bir cümle vardı ağzında bayram nasılsın denildiği zaman ‘Allah’ derdi.

Allah rahmet eylesin inşallah.

Fikri Doğanay (Namı diğer; DEMİRBİLEK BOKSÖR ALOŞ)


Yürüyüşü, edası, duruşu ve göğsünü kabartarak bakışlarıyla korkutan genç.


Mahfuz, sade, temiz kalpli genç.


Tanıyanların yüreğindeki genç. Tanımayanların gördüklerinde korkup kaçtıkları, çatık kaşlı, haşin duruşlu, elinde elmayı soyamayan çakısı ile heybetli bakışlı, beyaz pantolonlu, beyaz ayakkabılı, mavi tişörtlü ve terini alsın diye boynuna bağladığı mendille havalardaki genç.


İyi baktığında bir çocuk, kötü baktığında bir tehlike, gönülden baktığında gülümseyebileceğin ve sevip bağrına basabileceğin, devlet hastanesinin sahibi genç.

Bir sağlıkçı edasıyla beklerdi orada. Onu tanımayanlara çakısını çeker ve korkuturdu.

Beyazların içindeki genç adam, pazılarını şişirir, gözüne kestirdiklerine bilek güreşi teklif ederdi.

Bu pırlanta gibi adamdan korkup kaçan ne babayığıtler görmüştüm.

Rahmetli yerinde hiç durmazdı gençken, çok ĞEŞENEKLİYDİ.


Abisi Hasan ustanın himayesinde büyüyen, bakışlarındaki sevgi seli ve hastaneyi sahiplenerek büyüyen, genç yaşta İstanbul’da uzun süre yaşamasına rağmen Van’ı özleyip geri dönen, Turan abilerinin girişimi ile TRT’de rahmetli Şoratan Salih abiyle canlı yayına çıkan, Vanlının gönlünün dostu, koruduğu, yüreğine bastığı güzel adam.


Evinden çıkar, çocukluğunun geçmiş olduğu, büyüdüğü hastanenin ve Urartu otelinin çevresinde akşamlara kadar dolaşarak, gecenin geç saatlerine kadar sevenleriyle sohbet eden bir güzel adam.

Ato (Namı Diğer Meksikalı)

Yürürken bile esintileriyle, rüzgara meydan okuyordu sanki.


Nereye, neden, niçin, kimin için gittiği belli olmadan, bir koşuşturma bir koşuşturma anlayabilene aşk olsun.


Okullar, cenazeler, eczaneler, hastaneler, meyhaneler, kıraathaneler, özellikle; Atatürk Lisesi ile Cumhuriyet İlköğretim okulu, şehir parkı, spor salonu, spor sahası, Cumhuriyet Caddesi ve memurlar kulübünün müdavimi.


Öyle bir yürüyüş, öyle bir telaş. Tanımayanlar için savaşın başladığı anlar. İki eli, iki kolu, iki omuzu, tüm cepleri, ayakları cephanelik gibi.


Milli Takım, FB, GS, BJK, Vanspor, Tüm amatör takımların bayrakları ile oradan, oraya koşan adam.


29 Ekim Cumhuriyet Bayram’ı törenlerine katılmak üzere, bando takımı ve yürüyüş grubu ile tam bahçeden çıkarken, bakkal Şahap’ın tepeden bir bağırma sesi ile tüm okulu durdurdum ve sayın Ato beyi beklemeye başladık. Geç kaldığı için özür dileyerek, en öne geçti.


Herkes için çok büyük sıkıntı olan Ato beyin davranışları, bizim öğrencilerimiz için güzel bir eğlenceydi. Alay komutanı olan müdür amcaları beni ve Ato gibi tüm komutan yardımcılarını yakından tanıyorlardı.


Gür bir sesle;”Bayrağ ve sancağ öne, hepız menım arğama, ıstıkamet Cumhuriyet cedidesi marş marş. Gülüşmeler, bando, muhabbet ve mevzu ile çarşıya vardıktan sonra, saatlerce öğrencilerin başında o taraftan bu tarafa bin bir defa koşuşturan, kendisini sorumlu hisseden, öğrencilere su getiren, bayrak ve filamayı çocuklar yorulmasın diye saatlerce tutan bir deli.


Okullar yürüyüşe geçince, öğretmenlerle birlikte öğrencileri sıra yapan ve resmi geçişte okulun en önünde yürüyen adam.

Cumhuriyet Bayram’ında, Cumhuriyet okulunun birinci olması gerektiğini ve güzel yürümeleri için öğrencilerimizi motive eden deli.


Ve bir hafta sonra aynı şiddet ve celalle okulun bahçesinde cephanesiyle, ağzından dökülen şılavın alt dudağına vurduğu, burnundan çıkan fırttığın yüzünde dalgalanarak saçlarına yapıştığı Ato bey okulun bahçesinde.

Her gördüğü yerde “müdür bey” dediği bana “vıle müdür, bayramda birinci olduz, mana niye teşekkür vermedın” dediğinde;”aaaaaaaa Atilla bey, senin için tören yapacağız” deyince, öğrencilere “vatan, millet” sevgisini anlatarak kayboldu.


Unutur mu?


Çarşamba demiştik, Çarşamba öğleden sonra okula gelmiş ve ben toplantıdayım. Bir de başına güneş vurmuş, bu defa kızarsa, fırttıği duvarlara vurur. Allah selametlik versin, dostum, kardeşim, 40 yıllık arkadaşım ve müdür yardımcım Emine Saitoğlu(Ertürk)kurtarıyor beni ve okulu. Giriyor koluna”belgen hazır, öğretmenler odasında yemek yelim ve tören yapalım” diyor. Ato’ya güzel bir kısır yediriyor, benim imzamla bir belge veriyor ve okuldan gönderiyorlar. Kulübü arayarak İlyas’a not bırakıyorlar. Mesaiden sonra memurlar kulübünde toplanırdık kafa dinlemek ve sohbet için. Ato bir şövalye edasıyla kulüpten içeri girdi ve kulüpte oturan hepimize öyle bir küfür etti ki…


Hepimiz donup kaldık bir an. Fısıldaşmalar,gülmeler,Atilla beyler, çay iç demeler.Hiç birine aldırış etmeden benim yanıma gelerek “müdür bey hariç” dedi.Yanımızda oturan İlhami “Ato niye o hariç” deyince”onun öğretmen ablaları mana yemeğ yerdirdiler, o da mana bayram teşekküri verdi.” 


“Be sız ne .oğ verdız,.avatlar.” diyerek çekip gitti DELİ ATO…

Ğıdo

Van’ın güzel ruhlu insanlarıdan olup sürekli “Bave mın miriye” diye ağlayıp gezen Ğıdo’nun gülümsediği 1977 tarihli bir fotoğraf…

Ulucami’nin yakınlarında bir barakada kalır soğuk kış günlerin hayırsever fırıncılar geceleri misafir ederdi.

Ayak duranlar soldan Necdet Yazlık İlhan Cancan Mehmet Güzel dere Fevzi Coşkun CENGİZ ( ) oturanlar soldan Dursun Çekil BAY QİDO Şahin Mentes Lütfü Gökdal sene 1977.

Gevaşlı Deli Arif (Arif Şeker)

Gözleri sonradan kör olmuştu.

Babayağız bir adamdı.

Deliydi ama davul zurna sesi duyduğu zaman koşar gelir ve kendi kendine oynardı.

Kızdırdığınız zamanda elinde her zaman olan kalın değeneği başına gözüne vururdu.

Allah Rahmet Eylesin.

(Ümit Kayaçelebi’den Alınmıştır)

Ercişli Ahmet Çavuş


Erciş’in saf ve yüreği güzel insanlarından birisi de Ahmet Çavuş’tu.

Çarşıya çok sık çıkmazdı ama çıktığı zaman da her tarafı dolaşırdı.

Kimse pek farkında değildi ama Ahmet Çavuş hemen hemen herkesi tanıyordu.

Herkes de onu tanırdı.

‘Gu De kurtul!’

Bir gün yine söylene söylene çarşıda dolaşırken kaldırımda yaralanmış bir kuş görür.

Kuşun yanına yaklaşır. Kuş acı içinde çırpınmaktadır. Yere çömelerek kuşu yakın takibe alır. Kuşun hareketleri kesilir. Bu duruma çok üzülür.

Fakat elinden bir şey gelmez. Ağır ağır çömeldiği yerden kalkar ve bir gökyüzüne bakar, bir kuşa.

Sonra kuşa seslenir:
– Gu de kurtul!


Bir kaç kez bunu tekrarlar. Ama nafile. Kuş ölmüştür. Bu söz ilçede tekrar edile edile çok söylenen bir deyim haline gelir.

Başı sıkışan biri olduğunda “GU DE KURTUL “derler.

Yıllar önce onu da kaybetmiştik. Allah mekânını CENNET etsin.

(Selahattin Koşar’dan Alınmıştır)

Şükrü Babo


Garipler ve deliler Allah’ın tekin olmayan kullarıdır.

Erciş’ten de böyle bir Allah dostu geldi geçti!

Kimine göre Allah’ın bir saf kulu, kimine göre bir Veli idi.

Bazen Erciş’te görünürdü, bazen Ahlat da. Ahlatlı olduğu söylenirdi.

Kimse hakkında fazla bir şey bilmezdi.

Adı ŞÜKRÜ BABO idi. Herkes onu öyle bilirdi.

Onunla ilgili bir çok efsane anlatılır. Göründüğü gibi bir günde de kayboldu. Kimse nereye gittiğini veya nerede öldüğünü bilmez.

Bazıları Ahlat’ta gömülü olduğunu söyler. Kendi halinde, ibadetini aksatmayan biriydi.

Ercişliler onu çok sevmiş ve sahiplenmişti.

Belki de bu nedenle zamanının çoğu Erciş’te geçiyordu.

Allah mekânını Cennet etsin. Nur içinde yatsın.

(Selahattin Koşar’dan Alınmıştır)

Gero (Kahraman Doğanay)

Rahmetli Aloş’un abisi idi.

Şimdiki sebze pazarının kuzey kapısının hemen karşısında abisi Hasan’ın yanında kahvede sil süpür ile uğraşırken sırtına parğaçları alıp kahveye kehrizden su taşırdı.

Yani Gero’nun işi sakalıktı.

Yalnız su taşırken kendi bildiği türküleri çığırarak su taşırdı bu da Vanlının hoşuna giderdi.

(Ümit Kayaçelebi’den Alınmıştır)

Niyazi

Nur içinde yatsın, ben her gördüğünde Kasapoğlu bi cigara ver derdi.

Ne yazalım rahmetli hakkında çok şey varda iyi bir kaleciydi Sobacı Nihat abinin yanında iyi banyo sobası semaver yapardı. Memleketimizin esas akıllıları bunlar bizlerde has delileriydik, farkında değiliz

Ne kadar da çok yakışıyordu o kıyafetler üzerine.


Markasını bırak, kıyafet olması ve içindeki adam önemliydi.

Aslan derler ya? O Aslan değildi, o adamdı. Adam’dan çok güzel bir adamdı.


Lastikle bağlardı pantolonun kemerini, çok güzel düğüm atardı. Hele pantolonuna hakimiyeti ayrı bir endamdı.

Gri pantolonunun altına giymiş olduğu beyaz spor ayakkabılarının bağcıklarının renkleri uzaklardan gösterirdi kendisini. Kışın yünlü boğazlı bir kazağı vardı, sanki her gün yıkanırdı ve pırıl pırıldı.

Hele yıllarca ütüsü bozulmayan, ceplerinde ellerini ısıttığı zaman avuçlarını üflemesi varya; önce insanın yüreğine ve oradan bakışlarına götürürdü herkesi.

Benim ceplerimin içi yok ve ellerim üşümüyor derdi yüzümüze bakarak.


İlkeliydi.


Yaşamından ve yaşanması gerekenlerden hiç vazgeçmezdi. Onu tanıyan ve tanıdığı herkese tebessümle bakardı. Sevgisini gözlerinin içindeki gülücüklerle anlatırdı karşıdakine.
Maraş caddesi, Koçero’nun Gönül Çay Evi, Hayyam büfe onun ikametgahıydı.


Erek mahallesindeki evinden çıktıktan sonra, bir çok yerde gezer ve ikametgahına gelirdi her sabah.


Birlikte kahvaltı yapardık, sohbet ederdik, sevenleri çoktu. Çakır ekmek, otlu peynir, çöçe, cacık, tereyağı ve Koçero çayı vazgeçilmeziydi.


Kimseden para istemezdi.
Çok sevdiği ve önemsediği kişileri gördüğü zaman 
“nedisen?
nereye gidisen?
yüzün gülmiyi.
sorunnarın var he.
de get get müdürnen barış,
çocuğların sev,
çeklerın öde” gibi çok özel sözleriyle sabahın ilk saatlerinde tüm sevdiklerine öğütlerde bulunurdu.

Bir psikolog edasıyla söylerdi sözlerini.
Ardından “he babam sorunnarız biter inşallah,birizde bi cigara alırsız” giyerek muhabbetine devam ederdi.


Çok şeker biriydi, sevimliydi, sevilirdi.


Günlerden bir gün ben okula gitmeden toplantıya giderken,her zaman olduğu gibi bizim sokaktan çarşıya giden bu sevimli adamı arabama aldım ve sadece “günaydın Niyazi” diyerek yola devam edip, Selim’in büfesinin önünde durdum ve aşağı inip oturdum.

Sürekli sohbet ettiğimiz, fırından ekmek al dediğimiz, ilk sigarasını aldığımız bu sevimli adam şok oldu böyle yapınca.
Bu arada Selim “Niyazi,Bahri hoca ile aran nasıl?” dediğinde; “hocamın çok ciddi sorunları var, onu bu gün bir doktora götürelim” deyince, biz kahkahayı bastık.
Dönüp bize bakan Niyazi;
“de hadi deli değilem diyisen ekmek aldır, men gelene geder de bir cıgara al müdür bey” deyip, ekmek ve kahvaltılık almaya gitti.


O gidişinden sonraki her gün bizde önemliydi.
Bu gece aklıma geldin güzel adam.
Allah rahmet etsin sana mutsuzken bile gülebilen Niyazi.

(Bahri Yıldızbaş’tan Alınmıştır)

Filozof Celo

İçimizde bir “deli” yürek

Van’ın Gevaş ilçesinde bir köyde seyyar olarak yaşayan ve çevresinde “deli” olarak anılan Celal Hasar’ın en büyük arzusu, dünya üzerinde savaşların son bulması ve artık kimsenin kimseyi öldürmemesi!

Çevresinde “deli” olarak bilinen Celal Hasar, namı diğer Filozof Celo, Gevaş ilçesindeki kısa sohbetimizde en çok bu sözü kullanıyor, “kimse kimseyi, kardeş kardeşi öldürmesin, savaş olmasın!”

Aslen Van Çatak doğumlu olan, ancak Gevaş’ın Pişvank köyünde her gece bir evde misafir kalan Celal Hasar’ın ilginç bir yaşam öyküsü var.

Çok sağlıklı bir şekilde hayata adım atan Hasar, gençliğinden ileri yaşlarına kadar Çatak’ta büyükbaş hayvan çobanlığı yaparak ailesine katkı yapar. 

Ancak 40’lı yaşlardan itibaren Hasar’ın giderek davranışlarında aksamalar meydana gelir ve yaşamı düzensizleşir. Köylü de artık hayvanlarını telsim etmez.

İLÇEYİ TERK EDER

Hasar, işsiz kalınca bir süre daha kardeşinin yanında kalır, ancak daha sonra ilçeyi terk ederek Gevaş taraflarına gider.

Önceleri farklı yerlere takılan Hasar, uzun süredir sadece Pişvank köyünde kalıyor.

Gevaş’taki belediye binası açılışında tanıştığımız Hasar, köylüyle diyaloglarını şöyle anlattı:

“Köyde her gece bir evde kalıyorum. Yatağımı salonda yapıyorlar. Ne yiyorlarsa bana da veriyorlar. Paraya ihtiyacım olmuyor, o nedenle hiç param yok. Bazen çarşıya çıkıyorum, minibüsler beni getirip götürüyor, para istemiyorlar, beni biliyorlar.”

SİYASET DÜŞKÜNÜ

Okula hiç gitmeyen, ama ilginç fikirleri ile dinleyenleri hayrete düşüren ve bu nedenle “Filozof Celo” olarak nam salan Hasar, iyi de bir siyaset takipçisi. 

Gevaş’ta belediye binası için açılış yapılacağını öğrenince hemen minibüse atlayıp açılışa katılır. 

Herkes gibi polis aramasından geçen Hasar’ın, açılışı ve yapılan konuşmaları sonuna kadar ilgiyle izlemesi dikkat çekti.

Siyasete ilgisinin nereden geldiğini sorduğumuz Hasar, şu kısa ve net cevabı verdi:
“Televizyondan izliyorum. Orada görüyorum.”

“SENİ ÖLDÜRSEM DOĞRU OLUR MU?”

Hasar, televizyondan sadece olağan siyaseti değil, olağandışı olanını da takip etiğini anlatıyor.

Sonra ölüm haberlerinin kendisini ne kadar etkilediğini, eliyle yaptığı ilginç işaretlerle şöyle anlatıyor:

“Bu nedir? Şimdi ben seni burada öldürsem olur mu? İnsanlar birbirini öldürüyor. Heryerde savaş var.”

Bu arada Hasar’ın ailesinden beş kişinin daha yaşlanma süreçlerinde psikolojilerinin bozulduğu ve şu anda hayatta olmadıkları belirtildi.

BİRLİKTE BÜYÜDÜLER

Hasar’ı çocukluğundan beri tanıyan Ercan Bozkurt isimli ilçe sakini de, kendisiyle ilgili şunları anlattı:

“Birlikte büyüdük, çok iyi tanırım. İşinde gücünde biriydi. Böyle değildi, sonradan oldu. Birkaç aile bireyi daha böyle olmuştu. Yaşlanınca oluyor.”

Bozkurt, Hasar’ın ve ailesinin filmlere konu olacak ilginç ayrıntılarla dolu bir yaşamlarının olduğunu ve bu konuda kitap yazmayı bile düşündüğünü ifade etti.

(Adil Harmancı’dan Alınmıştır)

Dere Mahalleli Tornavida Yaşar

Ercişli Mahmut (Cicco)

2011 Van Erciş Depreminde hayatını kaybetti.

Allar rahmet eylesin.

Artist


Metin Abi

Ercişli Encılo

Fevzi Uray

Namı Diğer Kibar Feyzo

Deli Naif

Veli Başkan

Van sokaklarında denbej söyleyerek dolaşırdı.

Bardakçı Erco

Oto Sanayi Sitesinin müdavimlerden. Düğünlerin halay başı

Başkaleli Xalo

Heci Eli

İso (İsa Yarız)

Çoktandır ortalıkta gözükmüyor. Çoğu kişi de öldü biliyor.

Şu anda devlete ait bir rehabilitasyon merkezinde korunma altında.

Kasım Dayı

Torbacı Salo

Müzmin Bekar Necip Hoca

Karşıyaka’nın Gülü Salih

Maykıl

Şakir

Elbaklı Kerem

Ercişli Sılho

Muhyedin

Süleyman

Mela Eli (Ali Sevinç)

Çatak’ın Gülleri

Gevaş’ın Güller (Cahit ve Fıko)

Deli Fedile (Fadile Kayar)

Deli Fadile Kimdir? Trajik Hayatı

Fadile derdini kimseye anlatamadı.

Zamanında Botan’ın güzel kızlarından biriydi. 12 yaşında iken kuzeniyle berdel evliliğine zorlandı. Evliliğinin ilk gecesi evden kaçtı. Baba evi, ‘yerin kocan evidir’ diyerek tekrar tekrar istemediği eşinin evine gönderdi. 


Ama Fadile hep kaçtı. Ailesi çare bulamayınca 18 yaşında Van Erciş’ten bir imamla evlendirdi. İmam Fadile’nin üzerine kuma getirdi. Buna itiraz eden Fadile ise ‘Deli’ diye tımarhaneye kapatıldı. Elazığ Akıl Hastanesi’nde çıktıktan sonra ailesinin Siirt Eruh’taki köyüne sığındı. Burada da karakol komutanının tecavüzüne uğradı. Tecavüzü anlattı, yine ‘Deli’ dediler.
Fadile derdini kimseye anlatamadı… 


Şimdi Van sokaklarında yaşı 60’ı geçen Fadile, ‘Deli Fadile’ olarak çağrılıyor. 
Adı Fadile Kayar, 1942 Siirt Eruh ilçesi Bozatlı doğumlu. 12 yaşında iken ailenin baskısıyla kuzeniyle berdel evliliğine zorlanır. Ancak Fadile daha ilk gece evden kaçar. Ailesinin baskısıyla tekrar tekrar koca evine gönderilir. Ancak bu evliliği istemeyen Fadile birkaç gün kaldıktan sonra hep kaçarak baba evine sığınır. 


Bu geri dönüş ve kaçışları 6 yıl kadar sürer. 6 yıl sonra ise baba evinin artık bu berdel evliliğinden umudu kesmesi ardından 1960 yılında Van Erciş’ten bir imamla evlendirilir. 5 çocuğu olur. İmam üzerine kuma getirince bunu kabullenmeyen Fadile imam kocası tarafından ‘Deli’ denilerek Elazığ Akıl Hastanesi’ne teslim edilir. 
Akıl hastanesinde bir süre kaldıktan sonra bırakılan Fadile, imam eşini ve çocuklarını bırakarak Eruh Bozalan köyünde baba evine sığınır. 


“Eşini, çocuklarını terk etmiş” ve “Dul” bir kadındır artık. Bozatlı köyü karakol komutanını tecavüzüne uğrar. Tecavüz olayını en yakın bulduğu babasına anlatır. Ancak kimse inanmaz…
“Deli Fadile saçmalıyor” derler. Ve ikinci kez yine Elazığ Akıl Hastanesi’ne kapatılır 1970’li yılların başlangıcında. 


Akıl hastanesinden çıktıktan sonra ne baba evi, ne koca evi artık ona ‘yar’ olmayınca, Van’da bıraktığı 5 çocuğuna ulaşmak ister. Siirt Eruh’tan Van’a yürüyerek bir ayda varır.
Yol boyunca konakladığı yerlerde şoförler, köylüler, karakol askerleri, sarhoşlar dahil birçok kişinin tecavüzüne uğrar. 


Nihayetinde üzerine kuma getirdiği ve ‘deli’ dediği imam kocasının evine sığınır. Tek amacı çocuklarını görmek, nefeslerini hissetmektir. Aynı evde odunlukta yaşamaya razı olur, sadece çocuklarına daha yakın olabilmek için. 
İmam eşi ölünce, kuması ikinci evliliğini yapar ve evi terk eder. Herşeyi göze alarak yakın olmak istediği çocukları da ondan uzaklaşır. Bir çocuğu ilaç içerek intihar eder. 
İki çocuğu evden ayrılır. 


Geçim sıkıntısı çeken Fadile, karnını doyurmak ve çocuklarına bakmak için dilencilik yapar yıllarca. 


Ve Fadile ‘Deli Fadile’ olarak anılır bu tarihten sonra. 


40-50 yıl önce güzelliği yüzünden başına gelmeyen Fadile, şimdi Van Belediyes’nin Erek Mahallesi’nde yaptırdığı ve başını koyabildiği bir konutta iki çocuğuyla birlikte yaşıyor.

 
Yaşı 60’ı geçen Fadile Kayar, halen Van’da iki çocuğuyla birlikte belediye konutunda yaşıyor. 
Fadile’nin hikayesi, gazeteci Adil Harmancı tarafından “Deli Fadile” adıyla romanlaştırıldı.”Deli” Fadile, kendisini yakıştırılan “Deli” lafını umursamıyor.

“Deli ben miyim, yoksa beni tımarhaneye atan kocam ve bana tecavüz edenler mi” diye soruyor Van sokaklarında..

(Adil Harmancı’dan Alınmıştır)

Fotoğraflar; Facebook Vanlılar Fotoğraf Sayfası Grubundan Alınmıştır.

İlginizi Çekebilir

İş Görüşmesi ve Mülakatta Nelere Dikkat Edilmeli

İş Görüşmesi ve Mülakatta Nasıl Davranmalı ve Nelere Dikkat Etmeli?

Mülakatta Nasıl Davranmalı ve Nelere Dikkat Etmeli? Öncelikle mülakatın ne olduğunu ve türlerini bilmeniz gerekiyor. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir